Mobil bankacılık işlemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte yanlış IBAN’a para gönderilmesi uygulamada daha sık karşılaşılan bir problem hâline gelmiştir. Ancak olayın ceza hukuku bakımından dikkat çekici tarafı, parayı yanlış gönderen kişiden çok paranın ulaştığı hesap sahibinin sonraki davranışlarında ortaya çıkar. Hesabına kendisiyle hiçbir hukuki veya ticari ilişkisi bulunmayan bir kişiden yüksek miktarda para gelen kişi bu parayı fark ettikten sonra çekerse, başka bir hesaba gönderirse veya harcarsa olay yalnızca “sebepsiz zenginleşme” niteliğinde özel hukuk uyuşmazlığı olarak kalmayabilir.
Örneğin bir kişinin araç satın alırken 350.000 TL’yi satıcının IBAN’ı yerine daha önce para gönderdiği başka bir kişinin hesabına yanlışlıkla gönderdiğini düşünelim. Para hesabına gelen kişi önce transferi fark eder. Birkaç saat sonra banka tarafından aranır ve havalenin yanlış yapıldığı kendisine bildirilir. Buna rağmen parayı farklı hesaplara aktarır veya nakit olarak çeker. Bu noktada ceza hukukunda Türk Ceza Kanunu’nun 160. maddesi gündeme gelebilir.
TCK m.160 neyi düzenliyor?
TCK m.160, kaybolması nedeniyle malikinin zilyetliğinden çıkmış veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde, iade etmeksizin ya da yetkili makamları haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunmayı cezalandırmaktadır. Suçun yaptırımı şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır.
Buradaki kritik nokta, paranın hesaba gelmiş olması değildir. Bir kişi hesabını kontrol etmediği için yanlış havaleden haberdar değilse, sırf para banka hesabına geçti diye suç oluştuğundan söz edilemez. Ceza sorumluluğu bakımından kişinin paranın kendisine ait olmadığını anlaması ve buna rağmen onu kendisininmiş gibi kullanması önem taşır. Bankanın veya gönderenin kişiye ulaşması, açıklama kısmındaki ifadeler, taraflar arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmaması ve paranın fark edildikten hemen sonra başka hesaba aktarılması gibi olgular bu değerlendirmede önem kazanabilir.
Yargıtay yanlış hesaba gelen para konusunda ne diyor?
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli, E.2022/1291, K.2022/3843 sayılı kararında sanığın hesabına yatırılan usulsüz ücreti fark etmesine rağmen iade etmeyip tasarrufta bulunması TCK m.160 kapsamında değerlendirilmiştir. Somut dosyada nihai sonuç zamanaşımı nedeniyle düşme olsa da karar, banka hesabına hata sonucu ulaşan para bakımından m.160’ın uygulanabilirliğini açık biçimde göstermektedir.
Benzer şekilde Yargıtay 2. Ceza Dairesinin E.2022/1757, K.2022/12431 sayılı kararında müşteki, 2.080 TL’yi hata sonucu sanığın hesabına gönderdiğini ve parayı geri alamadığını ileri sürmüş; yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiştir. Yargıtay ise banka havalesine ilişkin belgelerin dosyada bulunmamasını ve sanığın hiç dinlenmemiş olmasını eksik inceleme kabul etmiştir. Dolayısıyla “yanlış transfer yapıldı, para iade edilmedi” şeklindeki tek taraflı anlatım mahkûmiyet için tek başına yeterli görülmemiş; transferin ve sanığın kastının delillerle ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu ayrım son derece önemlidir. Ceza yargılamasında paranın yanlışlıkla gönderildiğinin kanıtlanması kadar, alıcının olayın hata olduğunu bildiği veya öğrendiği hâlde malik gibi davranıp davranmadığı da araştırılır. Gönderen ile hesap sahibi arasında geçmişte borç-alacak ilişkisi varsa durum farklı değerlendirilebilir. Hesap sahibi “Bu paranın bana geçmişteki borcun ödemesi olarak gönderildiğini düşündüm” şeklinde savunma yapıyorsa bu iddianın gerçekliği banka hareketleri, mesajlaşmalar, sözleşmeler ve taraflar arasındaki önceki para transferleriyle birlikte incelenmelidir.
Dolandırıcılıktan farkı nedir?
Dolandırıcılık suçunda failin hileli davranışlarla karşı tarafı yanıltması ve bu yanıltma sonucunda malvarlığı menfaati elde etmesi gerekir. Yanlış IBAN vakasında ise para alıcısının çoğu kez transferden önce hiçbir davranışı bulunmamaktadır. Gönderen kendi hatasıyla parayı aktarmıştır. Bu nedenle alıcının baştan itibaren hileli bir planın içinde olmadığı bir olayda, sonradan parayı harcaması doğrudan dolandırıcılık olarak nitelendirilemez.
Buna karşılık olay baştan planlanmışsa hukuki nitelendirme tamamen değişebilir. Örneğin kişi kendisini başka biri gibi tanıtarak mağdura kendi IBAN’ını verir ve mağdurun yanılmasını sağlayarak parayı hesabına gönderirse artık “hata sonucu ele geçen para” değil, hileli davranışlarla elde edilen menfaat tartışılacaktır. Ceza hukukunda suç vasfı, yalnızca paranın hangi hesaba gittiğine değil, paranın hangi süreç sonucunda hesaba geçtiğine göre belirlenir.
Hangi deliller önemlidir?
Yanlış havale dosyalarında delil zinciri belirleyicidir. Banka dekontu, transfer açıklaması, iade talebi, bankanın hesap sahibine yaptığı bildirim, tarafların mesajları, telefon görüşmeleri ve paranın hesaba girdikten sonraki hareketleri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle paranın bankadan gelen bildirimden hemen sonra nakit çekilmesi veya üçüncü kişi hesaplarına dağıtılması, failin paranın kendisine ait olmadığını bildiğini gösteren olgulardan biri olarak tartışılabilir. Ancak hiçbir somut veri olmadan yalnızca paranın harcanmış olması üzerinden otomatik bir ceza sorumluluğu sonucuna ulaşılması ceza muhakemesinin ispat kurallarıyla bağdaşmaz.
TCK m.160’ın şikâyete tabi bir suç olması da önemlidir. Mağdurun süresinde şikâyette bulunup bulunmadığı soruşturmanın devamı bakımından doğrudan sonuç doğurabilir. Ayrıca şikâyete tabi suç olması nedeniyle CMK’daki uzlaştırma hükümleri de somut dosyanın usulî durumuna göre gündeme gelebilir.
Yanlış gönderilen paranın geri alınması açısından ceza soruşturması ile özel hukuk yolları birbirinden ayrıdır. Paranın göndericisinin alacağını talep etmesi, sebepsiz zenginleşmeye dayanan hukuki başvurular yapması veya icra yoluna gitmesi mümkün olabilir. Buna karşılık ceza soruşturması, hesap sahibinin davranışının TCK m.160 kapsamında suç oluşturup oluşturmadığını inceler. Bir uyuşmazlığın özel hukuk yönünün bulunması ceza sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığı gibi, her iade edilmeyen para da kendiliğinden suç oluşturmaz.
Sonuç
Yanlış IBAN’a para gönderilmesinde en kritik soru “Para geri verilmedi mi?” değil, “Hesap sahibi paranın hata sonucu geldiğini ne zaman öğrendi ve bunu öğrendikten sonra ne yaptı?” sorusudur. Ceza sorumluluğunun sınırı çoğu zaman bu zaman çizelgesinde ortaya çıkar.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır. Somut olayda banka kayıtları, taraflar arasındaki hukuki ilişki, bildirim tarihleri ve paranın sonraki hareketleri birlikte incelenmeden kesin bir hukuki nitelendirme yapılması mümkün değildir.
