Noterde düzenlenen belgelerde başka bir kişinin imzasının taklit edilmesi, sıradan bir özel belge sahteciliğinden çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Özellikle imza beyannamesi veya imza sirküsü gibi noterlik belgeleri söz konusu olduğunda, belgenin kanundan kaynaklanan özel ispat gücü nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun resmî belgede sahteciliğe ilişkin ağırlaştırılmış hükümleri gündeme gelebilir.
Örneğin bir şirket kurulacağını düşünelim. Şirketin işlemlerini yürüten kişi, ortaklardan üçünün notere gitmesi gerektiğini söyler. Ancak ortakları gerçekten notere götürmek yerine onların kimlik bilgilerini kullanarak noterlikte imza beyannameleri düzenletir ve belgelerde bu kişiler adına imza atar. Belgeler daha sonra ticaret sicili işlemlerinde veya şirketin başka resmî işlemlerinde kullanılır.
Bu durumda “İmzalar zaten şirket kurulması için atılacaktı” veya “İlgili kişiler yapılan işleme sonradan itiraz etmedi” şeklindeki savunmalar tek başına cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayabilir. Bu mesele, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E.2025/5871, K.2026/711 sayılı güncel kararında doğrudan tartışılmıştır.
Resmî belgede sahtecilik suçu nedir?
TCK m.204/1’e göre bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte bir resmî belgeyi kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Ancak maddenin üçüncü fıkrası daha özel bir belge grubunu düzenlemektedir. Kanun gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge üzerinde sahtecilik yapılırsa verilecek ceza yarı oranında artırılır. Dolayısıyla her resmî belgenin sahteciliği aynı cezaya tabi değildir. Belgenin kanundan kaynaklanan özel ispat gücü bulunuyorsa TCK m.204/3 uygulanabilir.
Noter belgesini farklı kılan nedir?
1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 82. maddesi noterlik işlemlerinin hukuki gücünü özel olarak düzenlemektedir. Kanuna göre Noterlik Kanunu hükümleri uyarınca belgelendirilen işlemler resmî sayılır. Noter tarafından düzenleme biçiminde yapılan hukuki işlemler sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Noterin yaptığı imza onaylamasında ise onaylanan imzanın ilgili kişiye ait olduğu belgelenmekte ve bu işlemlerde imza ile tarih yine sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilmektedir.
Bu özel ispat gücü nedeniyle noterlikte düzenlenen bazı belgeler TCK m.204/3 bakımından sıradan resmî belgelerden farklı sonuç doğurabilir.
2026 Yargıtay kararındaki olay neydi?
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E.2025/5871, K.2026/711 sayılı kararında sanığın, ilgili kişileri notere götürmeden noterlikte düzenlenen imza beyannamelerini onların adına kendisinin imzaladığı iddiası incelenmiştir.
Yargıtay, söz konusu imza beyannamelerinin Noterlik Kanunu m.82 gereğince sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde bulunduğunu belirlemiştir. Bu nedenle eylemin sıradan biçimde TCK m.204/1 kapsamında değil, m.204/3’teki ağırlaştırılmış düzenleme göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Kararda bu nitelendirme zamanaşımı hesabını da doğrudan etkilemiştir.
Bu karar özellikle şirket kuruluşları, vekâlet işlemleri, imza sirküleri ve noter aracılığıyla yapılan kimlik/imza doğrulamalarında önemlidir.
“Kişinin bilgisi vardı” savunması her zaman yeterli midir?
Sahtecilik suçlarında sık karşılaşılan savunmalardan biri, imzası taklit edilen kişinin yapılan işlemi aslında istediği veya bildiği iddiasıdır. Örneğin “Ortağım şehir dışındaydı. Şirketin kuruluş işlemi gecikmesin diye onun yerine imzaladım. Zaten şirket kurulmasını o da istiyordu.” şeklinde bir savunma yapılabilir.
Ancak ceza hukuku açısından kişinin belirli bir ticari işlemi istemesi ile onun adına noter huzurunda imza atılmasına geçerli biçimde rıza göstermesi aynı mesele değildir. Noterlik işlemlerinin amacı yalnızca tarafların iradesini yazıya geçirmek değildir. Noter, kanunun öngördüğü biçimde kişinin kimliğini ve imzanın aidiyetini de belgelendirir.
Dolayısıyla gerçek kişinin noter huzuruna hiç gitmediği hâlde oradaymış gibi belge oluşturulması, noterlik sisteminin sağladığı kamusal güveni doğrudan etkileyebilir. Resmî belgede sahtecilik suçlarında korunan temel hukuki değerlerden biri de belgelerin gerçek ve güvenilir olduğuna ilişkin kamu güvenidir.
İmza gerçek kişiye çok benzemiyorsa suç oluşmaz mı?
Sahtecilik suçlarında belgenin aldatma kabiliyeti önemli bir unsurdur. Belgenin ilk bakışta sahte olduğu açıkça anlaşılıyorsa veya hukuki işlem bakımından hiçbir şekilde yanıltma yeteneği bulunmuyorsa ceza sorumluluğunun oluşup oluşmadığı ayrıca tartışılabilir.
Bu nedenle sahte olduğu ileri sürülen belgenin aslının veya güvenilir biçimde incelenebilecek örneğinin dosyada bulunması önemlidir. Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 04.03.2026 tarihli, E.2025/4945, K.2026/2508 sayılı kararında, sahteciliğe konu belgenin aslının ele geçirilemediği ve aslına uygun onaylı örneğinin dosyaya kazandırılamadığı durumda belgenin aldatma kabiliyetinin mahkemece denetlenemeyeceğine dikkat çekilmiştir.
Daire, aldatıcılık özelliğinin suçun temel unsurlarından olduğunu; mahkemenin bu unsuru denetleyebilmesi için belgenin aslının veya bunun mümkün olmadığı hâllerde yetkili makamca onaylanmış örneğinin dosyada bulunması gerektiğini vurgulamıştır.
İmza incelemesi nasıl yapılır?
Bir kişinin adına atılan imzanın gerçekten o kişiye ait olmadığı ileri sürülüyorsa grafolojik inceleme gündeme gelebilir. Bilirkişiye yalnızca ihtilaflı imzanın fotokopisinin verilmesi çoğu dosyada yeterli olmayabilir.
İncelemede kişinin suç tarihine yakın dönemde farklı kurumlarda attığı mukayese imzaları, banka kayıtları, noter belgeleri veya resmî başvurulardaki imzaları kullanılabilir. Bunun yanında şüphelinin eli ürünü olduğu iddia edilen imzanın da karşılaştırma örnekleri toplanabilir.
Ancak bilirkişi raporu tek başına dosyanın tamamı değildir. Noterlik işlem kayıtları, kamera görüntüleri mevcutsa görüntüler, işlem sırasında kullanılan kimlik belgeleri, başvuru kayıtları ve belgenin sonradan nerelerde kullanıldığı birlikte incelenmelidir.
Sahte belgeyi düzenleyen ile kullanan farklı kişiler olabilir
TCK m.204 yalnızca sahte belgeyi düzenlemeyi değil, sahte resmî belgeyi kullanmayı da seçimlik hareket olarak düzenlemektedir. Örneğin A sahte imza beyannamesini düzenletmiş, B ise belgenin sahte olduğunu bilerek ticaret siciline sunmuş olabilir.
Bu durumda her kişinin yaptığı fiil ve sahteciliğe ilişkin bilgisi ayrı ayrı değerlendirilir. Bir kişinin sahte belgeyi kullanmış olması için belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekir. Belgenin gerçek olduğuna inanarak işlem yapan üçüncü kişinin cezai sorumluluğu ile sahteciliği baştan planlayan kişinin sorumluluğu aynı değildir.
Belgenin hiç kullanılmaması ceza sorumluluğunu kaldırır mı?
Resmî belgede sahtecilik suçunun kanuni tanımında “sahte olarak düzenlemek”, “gerçek belgeyi aldatacak şekilde değiştirmek” ve “sahte belgeyi kullanmak” ayrı seçimlik hareketler olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle aldatma kabiliyetine sahip sahte resmî belgenin tamamlanması hâlinde, belgenin daha sonra mutlaka ticaret siciline, bankaya veya başka bir kuruma sunulmuş olması her durumda suçun oluşmasının zorunlu şartı değildir.
Ancak belgenin hazırlanma aşamasında kaldığı, henüz resmî belge niteliğini kazanmadığı veya aldatma kabiliyetinin oluşmadığı ihtimallerde teşebbüs ve suçun tamamlanma anı ayrıca değerlendirilmelidir.
Aynı kişi adına birden fazla noter belgesi düzenlenirse ne olur?
Uygulamada şirket kuruluşları veya ticari işlemler sırasında birden fazla sahte belge düzenlenmiş olabilir. Örneğin aynı şirket işlemi kapsamında üç farklı kişi adına imza beyannamesi düzenlendiğini düşünelim.
Bu durumda kaç ayrı suç oluştuğu, belgelerin aynı suç işleme kararı kapsamında düzenlenip düzenlenmediği, farklı mağdur veya hukuki ilişkilerin bulunup bulunmadığı ve TCK m.43’teki zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı somut olay özelinde incelenmelidir. “Tek şirket kuruluşu vardı, dolayısıyla tek suç vardır” şeklinde otomatik bir sonuca ulaşılamayacağı gibi, belge sayısının her durumda bağımsız suç sayısını belirlediği de söylenemez.
Sonradan verilen onay geçmişteki sahteciliği ortadan kaldırır mı?
İmzası taklit edilen kişinin daha sonra yapılan işlemi benimsemesi özel hukuk bakımından farklı sonuçlar doğurabilir. Ancak bu durum kamu güvenine karşı işlendiği kabul edilen sahtecilik suçunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Örneğin şirket ortağı sonradan “Ben de zaten şirketin kurulmasını istiyordum” diyebilir. Bununla birlikte suç tarihinde gerçek kişinin noter huzuruna gitmediği hâlde gitmiş ve imzalamış gibi resmî belge düzenlenmişse ceza hukuku bakımından asıl inceleme bu belgenin düzenlenme anındaki koşullar üzerinden yapılır. Bu nedenle ticari işlemin sonradan kabul edilmesi ile sahte belgenin cezai niteliği birbirinden ayrılmalıdır.
Noter personelinin sorumluluğu ayrıca değerlendirilir
Sahte belgenin hazırlanmasında noter veya noter çalışanının bilerek rol aldığı iddiası varsa konu yalnızca belgeyi getiren kişi yönünden değerlendirilmez. TCK m.204/2, görevi gereği belge düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi bakımından daha ağır bir yaptırım öngörmektedir.
Ancak kamu görevlisinin aldatılarak belgenin düzenlenmesinin sağlandığı olay ile kamu görevlisinin sahteciliğe bilerek katıldığı olay birbirinden ayrılmalıdır. Bu nedenle noterlik işleminin nasıl gerçekleştirildiği, hangi kimlik belgelerinin gösterildiği ve belgeyi düzenleyen görevlilerin gerçeğe aykırılığı bilip bilmediği soruşturmanın önemli başlıklarındandır.
Sonuç
Başkasının adına noterlikte imza beyannamesi veya imza sirküsü düzenlemek, basit bir “taklit imza” meselesi değildir. Noter belgeleri kanundan kaynaklanan özel ispat gücüne sahiptir. Bu nedenle bazı noterlik belgeleri üzerinde gerçekleştirilen sahtecilik TCK m.204/3 kapsamında daha ağır cezalandırılabilir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E.2025/5871, K.2026/711 sayılı güncel kararı da ilgili kişileri notere götürmeden onlar adına imza beyannamesi imzalanması olayında, noterlik belgesinin Noterlik Kanunu m.82 uyarınca sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunu ve TCK m.204/3’ün dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu tür dosyalarda sağlıklı değerlendirme yapılabilmesi için ihtilaflı belgenin aslı, noter işlem kayıtları, imza örnekleri, belgenin nerede kullanıldığı ve şüphelilerin işlemdeki rolleri birlikte incelenmelidir.
Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayda belge türü, düzenlenme biçimi, imzanın niteliği ve belgeyi düzenleyen veya kullanan kişilerin kastı incelenmeden kesin hukuki nitelendirme yapılamaz.
