Nafakanın artırılması veya azaltılması isteniyorsa önce hangi nafaka türünün söz konusu olduğu belirlenmelidir. Dava sırasında verilen tedbir nafakası, boşanma sonrasında eş için hükmedilen yoksulluk nafakası ve çocuk için ödenen iştirak nafakası aynı kurallara tabi değildir. Çocuğun okul giderlerinin artması ile eski eşin yoksulluk durumunun sona ermesi farklı değerlendirmeler gerektirir. Mahkeme kararındaki nafaka türü, başlangıç tarihi, artış hükmü ve ödeme düzeni görülmeden yalnızca mevcut tutar üzerinden sonuç çıkarmak yanıltıcı olabilir.
Tedbir nafakası ne zaman gündeme gelir?
Boşanma veya ayrılık davası devam ederken eşlerin ve çocukların geçim ihtiyaçları sürer. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi, hâkimin gerekli geçici önlemleri almasını düzenler. Tedbir nafakası bu dönemde geçimin desteklenmesine hizmet eder. Çocuğun bakım giderleri ve eşin ekonomik durumu değerlendirilirken davanın sonunda kimin haklı bulunacağıyla geçici ihtiyaçlar birbirine karıştırılmamalıdır. Geçici düzenlemenin kapsamı, tarafların mevcut koşullarına ve dosyadaki bilgilere göre belirlenir.
Tedbir nafakası talebinde kira, düzenli gelir, zorunlu sağlık giderleri ve çocuğun eğitim masrafları gibi bilgilerin açık sunulması yararlıdır. Dava sırasında önemli bir değişiklik olursa bu durum belgeleriyle mahkemeye bildirilebilir. Geçici bir kararın bulunması, ekonomik koşulların yargılama boyunca sabit kabul edileceği anlamına gelmez. Ancak nafaka borçlusu kendi değerlendirmesiyle ödemeyi azaltmamalıdır; değişiklik talebi ile mevcut kararın uygulanması ayrı meselelerdir.
Yoksulluk nafakasının şartları nelerdir?
TMK m.175’e göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Buradaki “süresiz” ifade, nafakanın hiçbir koşulda sona ermeyeceği anlamına gelmez. Kanunda sona erme, kaldırma ve değiştirme sebepleri ayrıca düzenlenmiştir. Talepte bulunanın geliri, zorunlu ihtiyaçları ve ekonomik durumu somut biçimde incelenmelidir.
Bir kişinin çalışması tek başına her durumda yoksulluk nafakasını engellemez; gelirin ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı değerlendirilir. Buna karşılık gelirin ve malvarlığının gizlenmesi doğru bir sonuca ulaşılmasını engeller. Nafaka talebinde gerçek ekonomik durum açıklanmalıdır. Eşlerin evlilik sırasında alıştığı her harcamanın boşanma sonrasında aynı şekilde finanse edileceği de varsayılmamalıdır. Yoksulluk nafakasının amacı ve ödeme gücü arasındaki denge, dosyaya özgü koşullarla kurulmalıdır.
İştirak nafakası çocuğun hangi giderlerini kapsar?
İştirak nafakası, velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmasıdır. TMK m.182 ile m.327–330 birlikte değerlendirildiğinde çocuğun ihtiyaçları, anne ve babanın yaşam koşulları ve ödeme güçleri önemlidir. Giderler yalnızca yemek ve kıyafetten oluşmaz. Yaşa uygun eğitim, ulaşım, sağlık ve barınma ihtiyaçları da hesaba katılabilir. Çocuğun özel bir tedavi veya destek ihtiyacı varsa bunun niteliği ve düzenliliği belgelenmelidir.
Velayeti üstlenen ebeveynin katkısı yalnızca banka hesabından çıkan parayla ölçülmez; günlük bakım emeği ve çocuğun düzeninin sürdürülmesi de önem taşır. Bununla birlikte talep edilen tutarın somut giderlerle bağlantısı kurulmalıdır. Bir yıllık okul gideri aylığa çevrilirken ödeme planı ve burs gibi indirimler göz önünde bulundurulmalıdır. Aynı masrafın hem aylık kalemde hem yıllık toplamda yeniden yazılması, gider tablosunun güvenilirliğini azaltabilir.
Nafaka artırım davasında ne gösterilmeli?
İştirak nafakasında TMK m.331, durumun değişmesi hâlinde miktarın yeniden belirlenmesini veya nafakanın kaldırılmasını düzenler. Yoksulluk nafakasında TMK m.176 kapsamında mali durum değişikliği ve hakkaniyet değerlendirmesi önemlidir. Artırım isteyen kişi, önceki karar tarihindeki koşullarla bugünkü koşullar arasındaki farkı açıklamalıdır. Çocuğun yeni bir eğitim aşamasına geçmesi, düzenli sağlık giderinin doğması veya mevcut tutarın temel ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalması belgelerle ortaya konulabilir.
Sadece “her şey pahalandı” demek yerine karşılaştırmalı bir gider tablosu sunmak yararlıdır. Önceki ve yeni okul, servis, tedavi veya kira giderleri gösterilebilir. Kararda otomatik artış hükmü varsa önce bunun doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir. Eksik uygulanan artıştan doğan alacak ile yeni koşullar nedeniyle daha yüksek nafaka talebi aynı şey değildir. Hesaplamada karar metnindeki artış oranı, dönem ve başlangıç tarihi esas alınmalıdır.
Azaltım talebinde gelir kaybı yeterli midir?
Gelirde ciddi ve gerçek bir düşüş, azaltım değerlendirmesinde önemli olabilir. Ancak işten ayrılmak, yeni borçlanmak veya harcamaların artması her durumda talebin kabulünü sağlamaz. Değişikliğin nedenleri, sürekliliği, kişinin diğer gelirleri ve ödeme gücü araştırılabilir. Çocuğun ihtiyaçları da bu süreçte ortadan kalkmaz. Bu nedenle gelir kaybını gösteren belgeler yanında mevcut ekonomik durumun bütünü açıklanmalıdır; yalnızca bir ayın düşük geliri kalıcı ödeme güçsüzlüğüyle aynı değildir.
Mevcut nafaka kararı değiştirilmedikçe kişi kendi belirlediği yeni tutarla ödeme yapmayı güvenli bir çözüm saymamalıdır. Eksik ödeme alacak uyuşmazlığına yol açabilir. Azaltım talebinde hangi tarihten itibaren değişiklik istendiği de önem taşır. Borcun birikmiş kısmı ile geleceğe yönelik nafakanın değiştirilmesi ayrı ayrı ele alınmalıdır. Ödeme kayıtlarının açıklamalı tutulması, hangi ayın nafakasının ödendiğini göstermesi ve farklı borçlarla karıştırılmaması uygulamada önemlidir.
Nafaka hangi durumlarda sona erer?
TMK m.176 uyarınca irat biçiminde ödenen yoksulluk nafakası, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar. Alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer hâllerde mahkeme kararıyla kaldırılması gündeme gelir. Bu sebepler çocuk için ödenen iştirak nafakasına aynen uygulanmaz. Örneğin velayeti üstlenen ebeveynin yeniden evlenmesi, çocuğun diğer ebeveynden bakım katkısı alma ihtiyacını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Çocuğun ergin olması da eğitim meselesinden ayrı düşünülmemelidir. TMK m.328’e göre çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa anne ve baba, durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür. Bunun talep ve usulü, küçük çocuk için verilmiş iştirak nafakası kararının uygulanmasıyla karıştırılmamalıdır. “On sekiz yaşından sonra hiçbir hak kalmaz” şeklindeki genelleme bu nedenle doğru değildir.
Güncel kararlar bakımından çocuk merkezli yaklaşım
AYM’nin 18 Haziran 2026 tarihli G.U. kararı doğrudan nafaka miktarına değil, velayet incelemesine ilişkindir. Kararda çocuğun koşullarının ve uzman raporlarının özenle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu karardan belirli bir nafaka tutarı veya artış oranı çıkarılamaz. Bununla birlikte çocukla ilgili talepleri hazırlarken onun gerçek ihtiyaçlarını görünür kılmanın önemini gösterir. Nafaka dosyasında da talebin dayanağı, soyut ebeveyn çatışması yerine belgelenebilir bakım ve eğitim ihtiyacı olmalıdır.
Hazırlık için mevcut kararın tam örneği, ödeme dökümü, gelir belgeleri ve güncel gider tablosu birlikte incelenmelidir. Talep edilen miktarın nasıl hesaplandığı anlaşılır biçimde açıklanmalıdır. Böylece artırım, azaltım, kaldırma veya eksik ödenen tutarın tahsili seçeneklerinden hangisinin asıl soruna cevap verdiği belirlenebilir. Nafaka uyuşmazlığında doğru başlangıç, yalnızca yeni bir rakam istemek değil, nafakanın türünü ve değişen koşulları doğru tanımlamaktır.
