Aramada Ele Geçirilen Ancak Tutanağa Yazılmayan Telefonu Sonradan Alan Kişi Hangi Suçtan Sorumlu Olur?

·

Ceza soruşturmalarında yapılan arama ve elkoyma işlemlerinde ele geçirilen eşyaların tutanağa geçirilmesi, delil güvenliği kadar kamu görevlilerinin sorumluluğunun belirlenmesi açısından da büyük önem taşır. Ancak uygulamada oldukça sıra dışı bir ihtimal ortaya çıkabilir: Bir arama sırasında kolluk görevlisi tarafından bulunan cep telefonu tutanağa yazılmadan alınır ve daha sonra arama işlemine hiç katılmayan üçüncü bir kişiye verilir. Telefonu sonradan kabul eden kişinin hukuki durumu nedir? O kişi kamu görevlisinin işlediği zimmet suçuna ortak mı sayılır, yoksa farklı bir suç mu oluşur?

Bu oldukça spesifik mesele, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 21.01.2026 tarihli, E.2025/7993, K.2026/836 sayılı kararında doğrudan tartışılmıştır.

Örnek üzerinden ilerleyelim. Bir araçta veya konutta adli arama gerçekleştirildiğini, arama yapan polis memurlarından birinin bulunan cep telefonlarının tamamını arama ve elkoyma tutanağına yazmadığını varsayalım. Memur, telefonlardan birini daha sonra aramayla ilgisi bulunmayan arkadaşına verir. Telefonu alan kişi cihazın aramada ele geçirildiğini, sahibine ait olduğunu ve usulüne uygun biçimde kendisine devredilemeyeceğini bilmektedir. Bu kişinin eyleminin, telefonu ilk alan kamu görevlisinin eylemiyle aynı suç kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği önemli bir ceza hukuku problemidir.

Zimmet ile suç eşyasını kabul etme arasındaki fark

Kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mal üzerinde kendisinin veya başkasının yararına tasarrufta bulunması TCK m.247’de düzenlenen zimmet suçunu gündeme getirebilir. Buna karşılık üçüncü kişinin durumu farklıdır. Çünkü üçüncü kişi arama işleminde yer almamış, kamu görevlisi sıfatıyla telefon üzerinde hâkimiyet kurmamış ve ilk fiilin icrasına katılmamış olabilir.

TCK m.165 ise bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişiyi cezalandırmaktadır. Yaptırım altı aydan üç yıla kadar hapis ile on bin güne kadar adlî para cezasıdır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2026/836 sayılı kararı

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2026/836 sayılı kararına konu olayda bir araçta 47 adet cep telefonu bulunmasına rağmen tutanağa 38 telefon yazıldığı, geri kalan telefonların polis memurlarının uhdesinde kaldığı tespit edilmiştir. Arama işlemine katılmayan ancak daha sonra bu telefonlardan bazılarını kabul edip kullanan sanıklar yönünden Yargıtay, zimmet suçunun aramayı yapan görevlilerce telefonların alınmasıyla tamamlandığını belirtmiştir.

Daire, tamamlanmış suça sonradan iştirak edilemeyeceğini; arama işlemine katılmayan ve ilgili tutanakta imzası bulunmayan kişilerin daha sonra telefonu kabul etmelerinin TCK m.165/1’deki suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Bu nedenle söz konusu kişiler hakkında zimmet suçundan kurulan mahkûmiyetler suç vasfında yanılgı nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur.

Kararın önemli tarafı yalnızca suç adının değişmesi değildir. Karar, ceza hukukunda suça iştirak ile tamamlanmış bir suçun ürününü sonradan kabul etme arasındaki sınırı göstermektedir. Eğer kişi kamu görevlisiyle daha arama yapılmadan anlaşmış, “Bulduğun telefonu tutanağa yazma, bana getir” demiş ve fiilin işlenmesini birlikte planlamışsa iştirak hükümleri ayrıca tartışılabilir. Buna karşılık ilk suç tamamlandıktan sonra ortaya çıkan ve suçtan elde edilen eşyayı sonradan kabul eden kişinin durumu farklıdır.

Zamanlama neden önemlidir?

Üçüncü kişinin kamu görevlisiyle ne zaman irtibat kurduğu, telefondan ne zaman haberdar olduğu, cihazın kendisine hangi şartlarda verildiği ve ilk suçun işlenmesine herhangi bir katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmalıdır. “Telefon bende bulundu” olgusu tek başına hangi suçun işlendiğini göstermeye yetmez.

TCK m.165 açısından ayrıca failin kastı değerlendirilmelidir. Bir kişinin ikinci el telefon satın alması ve daha sonra telefonun suçtan elde edildiğinin ortaya çıkması, tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Kişinin eşyanın suçtan kaynaklandığını bilip bilmediği veya bu niteliğiyle kabul edip etmediği dosyadaki somut koşullardan hareketle değerlendirilir. Telefonun piyasa değerinin olağan dışı derecede altında verilmesi, cihazın kutusunun veya faturasının bulunmaması, IMEI bilgilerinin değiştirilmesi, teslimin gizli şekilde yapılması veya taraflar arasındaki mesajlarda eşyanın kaynağının açıkça konuşulması bu değerlendirmede önem taşıyabilir.

Hangi deliller araştırılır?

Arama sırasında ele geçirilmiş bir telefon bakımından delil incelemesi daha da geniştir. Arama tutanağında hangi cihazların kayıtlı olduğu, aramaya katılan personelin isimleri, kamera görüntüleri, telefonun IMEI numarası, cihazın hangi GSM hattıyla kullanıldığı, ilk defa hangi tarihte üçüncü kişinin kullanımına geçtiği ve taraflar arasındaki iletişim kayıtları olayın kronolojisini ortaya çıkarabilir. Özellikle dijital cihazlarda IMEI ve operatör verileri eşyanın fiilî dolaşımını belirlemeye yardımcı olabilir.

Savunma açısından ise telefonun nereden geldiğinin gerçekten bilinip bilinmediği önemlidir. Üçüncü kişi telefonu normal bir ikinci el satış ilişkisi kapsamında bedelini ödeyerek aldığını, satıcının kamu görevlisi olduğunu dahi bilmediğini veya cihazın herhangi bir suçla bağlantısından haberdar olmadığını ileri sürebilir. Böyle bir savunma, yalnızca sözlü beyana göre değil objektif delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Ödeme kaydı, ilan, mesajlaşmalar ve teslim koşulları belirleyici olabilir.

Diğer taraftan kamu görevlisinin “Ben telefonu hediye ettim” demesi de eşyanın hukuka uygun elde edildiğini göstermez. Eşyanın asıl sahibinin kim olduğu ve kamu görevlisinin telefon üzerinde hukuken tasarruf etme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılacaktır. Bir kamu görevlisinin suç oluşturan davranışı sonucunda elde edilmiş bir malvarlığı değerini sonradan kabul eden kişi bakımından TCK m.165’in amacı, ilk suçtan bağımsız olarak suçtan elde edilen eşyanın ekonomik ve fiilî dolaşımını cezalandırmaktır.

Her sanık aynı suçtan sorumlu olmaz

Bu tür dosyalarda sık yapılan hatalardan biri bütün sanıkları aynı hukuki kategoriye koymaktır. Aramaya fiilen katılan kamu görevlisi, önceden anlaşarak fiile yardım eden kişi ve suç tamamlandıktan sonra telefonu alan üçüncü kişi aynı maddeden sorumlu tutulmak zorunda değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince her bir kişinin fiili, kastı ve olayın hangi aşamasında devreye girdiği ayrı ayrı belirlenmelidir.

Yargıtay’ın 2026 tarihli kararı bu nedenle yalnızca kamu görevlileri bakımından değil, suç eşyasını sonradan alan kişi yönünden de güncel ve önemli bir içtihattır. Zimmet gibi özgü suçlarda failin sıfatı ve suça katılım zamanı doğru belirlenmediğinde suç vasfında ciddi hatalar ortaya çıkabilmektedir.

Sonuç

Bir aramada ele geçirilen ancak tutanağa geçirilmeyen telefonu sonradan kabul eden kişinin sorumluluğu otomatik biçimde zimmet olarak belirlenemez. İlk fiile katılım bulunmadığı hâllerde TCK m.165 gündeme gelebilir. Ancak kişinin eşyanın suçtan kaynaklandığını bilip bilmediği, ilk suça önceden katılıp katılmadığı ve eşyanın hangi koşullarda kendisine geçtiği somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Arama tutanakları, dijital kayıtlar, telefonun dolaşımı ve sanıklar arasındaki iletişim incelenmeden somut dosya hakkında kesin değerlendirme yapılamaz.