Sözleşme sona erdirilmek istendiğinde “iptal”, “fesih” ve “dönme” sözcükleri günlük dilde birbirinin yerine kullanılabilir. Hukuken ise bu işlemlerin koşulları ve sonuçları farklıdır. Karşı tarafın geç teslim yapması, hizmeti hiç sunmaması veya borcun sonradan imkânsızlaşması aynı çözümü gerektirmez. Hangi hakkın kullanılacağı sözleşmenin türüne, ifanın başlayıp başlamadığına ve ihlalin niteliğine bağlıdır. Yanlış nitelendirme, daha önce ödenen paranın iadesi veya zarar talebinin kapsamı bakımından sorun yaratabilir.
Sona erme her zaman fesih değildir
Bir sözleşme, borçların gereği gibi yerine getirilmesi, sürenin dolması, tarafların anlaşması veya kanunda öngörülen başka sebeplerle sona erebilir. Fesih ve dönme bu geniş başlığın içindeki farklı araçlardır. Bir sözleşmenin belirli süreli olması da her durumda süre dolduğunda bütün ilişkilerin sonuçsuz biçimde biteceği anlamına gelmez; özel sözleşme türlerinin kuralları ve yenileme hükümleri incelenmelidir. Önce sona erme sebebi ve tarafın ulaşmak istediği sonuç belirlenmelidir.
Örneğin teslim edilmeyen bir makine için ödenen avansın geri alınmasıyla, aylardır yürütülen bakım hizmetinin gelecek dönem için durdurulması farklı meselelerdir. İlkinde tarafların daha önce verdiklerinin iadesi gündeme gelebilir. İkincisinde geçmişte sunulmuş hizmetlerin bedeli ve gelecekteki yükümlülükler ayrı değerlendirilir. Belgeye sadece “sözleşmeyi iptal ediyorum” yazılması, talebin bu ayrıntılarını açıklamaz. Bildirimin içeriği, hukuki dayanak ve istenen sonuç arasında uyum bulunmalıdır.
Önce borçlunun temerrüdü incelenir
TBK m.117’ye göre ödeme veya ifa zamanı gelmiş borçta kural olarak ihtar temerrüt için önemlidir. Tarafların belirlediği vade gibi kanunda sayılan hâllerde ayrıca ihtar gerekmeyebilir. Ancak borcun ne zaman yerine getirileceği belirsizse temerrüt başlangıcı tartışmalı olabilir. Alacaklının kendi yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği de önem taşır. Gerekli avansı veya teknik bilgiyi vermeyen tarafın bütün gecikmeyi karşı tarafa yüklemesi her durumda mümkün değildir.
Temerrüt bildirimi, hangi borcun yerine getirilmediğini anlaşılır şekilde göstermelidir. Sözleşme ve ekleri, teslim takvimi, ödeme belgeleri ve önceki yazışmalar birlikte incelenebilir. Tacirler arasındaki temerrüt, fesih ve dönme ihbarlarında TTK m.18/3’teki yöntemler ayrıca gözetilmelidir. Telefonla memnuniyetsizliğin belirtilmesi ile hukuki sonuç doğuran açık bildirim aynı şey değildir. Bildirimin doğru muhataba ulaştığının ispatı da içeriği kadar önemlidir.
Ek süre vermek gerekir mi?
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde TBK m.123, temerrüde düşen tarafa ifa için uygun bir süre verilmesini düzenler. Sürenin uygunluğu işin niteliğine göre değerlendirilir. Küçük bir belge eksikliğiyle kapsamlı bir üretimin tamamlanması aynı sürede beklenemez. Sözleşmede düzeltme süreci varsa bunun kanunla ve olayın koşullarıyla ilişkisi incelenmelidir. Ek sürenin hangi tarihte başlayacağı ve hangi edimin beklendiği açık olmalıdır.
TBK m.124 bazı durumlarda ek süre verilmesini gereksiz kılar. Borçlunun tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağının anlaşılması, gecikme nedeniyle ifanın yararsız kalması veya belirli zamanda ifa edilmezse artık kabul edilmeyeceğinin sözleşmeden anlaşılması bunlar arasındadır. Bu istisnalar yalnızca alacaklının acele etmesine dayanmaz. Örneğin belirli bir etkinlik için gereken hizmetin etkinlik sonrasında sunulması farklı değerlendirilebilir. Ancak her teslim tarihinin kendiliğinden bu nitelikte olduğu varsayılmamalıdır.
TBK m.125 hangi seçenekleri sunar?
Borçlu uygun sürede ifa etmezse veya ek süre gerekmeyen bir durum varsa alacaklı, ifayı ve gecikmeden doğan tazminatı isteyebilir. Bunun yanında, kanundaki bildirim koşullarıyla ifadan vazgeçip ifa edilmemeden doğan zararın giderilmesini istemek veya sözleşmeden dönmek seçenekleri bulunur. Bu hakların sonuçları birbirinin aynısı değildir. Talebin hazırlanmasında hâlâ sözleşmenin yerine getirilmesinin mi, yoksa başka bir sonucun mu istendiği açıklaştırılmalıdır.
Sözleşmeden dönmede taraflar karşılıklı ifa yükümlülüklerinden kurtulur ve daha önce verdiklerini geri isteyebilir. Borçlunun temerrütte kusursuz olduğunu ispat edememesi hâlinde, sözleşmenin hükümsüz kalmasından doğan zararın giderilmesi de gündeme gelebilir. Ancak iade edilecek tutar ile talep edilen zarar ayrı hesaplanmalıdır. Aynı harcamanın iki kez yazılması veya bütün beklenen kazancın hiçbir ayrım yapılmadan dönme talebine eklenmesi doğru sonuç vermeyebilir.
Sürekli edimli sözleşmelerde fesih
TBK m.126, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde temerrüdü ayrıca düzenler. Alacaklı ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek süresinden önce sona erme nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. Düzenli hizmet veya süreye yayılan edimlerde geçmişte yerine getirilmiş bölümlerle gelecekteki yükümlülükler ayrılmalıdır. Fesih, her durumda bütün geçmiş ödemelerin otomatik iadesi demek değildir. Sözleşmenin özel türüne ilişkin hükümler de saklıdır.
Fesih sonrasında veri ve belge teslimi, malzeme iadesi, tamamlanmış işlerin hesabı ve geçiş desteği gibi konular kalabilir. Gizlilik veya uyuşmazlık çözümüne ilişkin bazı hükümler de nitelikleri gereği önemini sürdürebilir. Bu nedenle bildirimin ardından uygulanacak kapanış planı hazırlanmalıdır. Tarafların ilişkisinin sona ermesi, üçüncü kişilere karşı bütün yükümlülüklerin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Özellikle alt yüklenici veya müşteri ilişkileri ayrıca değerlendirilmelidir.
İmkânsızlık ve aşırı ifa güçlüğü
TBK m.136, borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeple ifanın imkânsızlaşmasını düzenler. Alınan edimlerin iadesi, karşı edimin istenememesi ve zararın artmasını önleyici bildirim gibi sonuçlar bu kapsamda önemlidir. Ancak işin pahalılaşması her zaman imkânsızlık değildir. Borçlunun kendi organizasyon sorunu veya tercih ettiği tedarikçinin aksaması da sorumluluktan otomatik kurtulma sağlamaz. Olayın ifa üzerindeki gerçek etkisi araştırılmalıdır.
TBK m.138’de aşırı ifa güçlüğü için öngörülmeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durum, borçludan kaynaklanmama ve dürüstlük kuralını aşan dengesizlik gibi koşullar aranır. Borcun henüz ifa edilmemesi veya haklar saklı tutularak ifa edilmesi de önemlidir. Önce uyarlama, bunun mümkün olmaması hâlinde dönme; sürekli edimli ilişkilerde kural olarak fesih değerlendirilir. Dolayısıyla maliyet artışı yaşandığında tek taraflı biçimde bütün yükümlülükleri durdurmak güvenli bir genel çözüm değildir.
Bildirimden önce hazırlanacak dosya
Sözleşme ve eklerinin son sürümü, ifa takvimi, ödeme dökümü, teslim kayıtları ve ihlal belgeleri bir araya getirilmelidir. Hangi hakkın kullanılacağı, ek süre gerekip gerekmediği ve iade veya zarar hesabı bu bilgilerle belirlenir. Karşı tarafa gönderilen yazıda birbiriyle çelişen taleplerden kaçınılmalıdır. Sona erdirme işlemi geri dönüşü güç sonuçlar yaratabileceğinden yalnızca başlığa değil, bildirimin bütün içeriğine dikkat edilmelidir. Doğru çözüm, sözleşmenin yapısına ve yaşanan ihlale uygun hukuki aracın seçilmesidir.
